Su Terapisi ile Yeniden Doğuş

 

Mindfulness Mentor kimliğinizle yolunuzu suyla kesiştiren ne oldu? Water Therapy sizin için bir teknik mi, bir yaşam felsefesi mi?

Öncelikle içten davetiniz ve harika giriş yazısı için çok teşekkür ederim. Tüm uzmanlıklarıma, yeni anne kimliğimi ekleyerek başlamalıyım ki tümünün ortak noktası güvenli bağ kurmak. Gerçek dönüşümün zihni zorlayarak değil; bedeni dinleyerek, duygulara alan açarak ve şefkatle eşlik ederek başladığına inanıyorum. 

Aslında suyla yolumun kesişmesi yalnızca profesyonel bir eğitim süreci değildi; bir sosyal medya postuna kalpten çekilmem ve ardından kendimi Fethiye Kayaköy’de bir inzivada bulmamla başladı. Mindfulness eğitmeni olarak yıllardır insanın zihniyle, nefesiyle ve bedeniyle kurduğu ilişkiyi çalışıyorum. Bir astroloji danışmanlığı sonrası ise “Güven benim için ne demek? sorusunu hayatıma aldım ve tüm yollar hem kesişmeye hem de berraklaşmaya başladı. Size de zaman zaman hatta gün içerisinde bolca soru sormanızı kalpten tavsiye derim çünkü evren sorularla çalışıyor.

Bugün 10 aylık bir bebeğin annesi olarak, bir bebeğin suyla kurduğu doğal bağı her gün yeniden gözlemliyorum. Bebekler doğduklarında zihinsel filtreleri olmadan, tamamen bedenleriyle hissederler. Güvende olduklarında gevşer, korktuklarında bedenleri kasılır. Aslında yetişkinlikte de değişen çok az şey var. 

Su Terapisi deneyimi ise insanın doğduğu andan itibaren bildiği o güven duygusuna yeniden ulaşabildiği bir yaşam felsefesi. Çünkü su bize ait olduğumuz ilk yaşam alanını hatırlatan en güçlü elementlerden biri. En derin iyileşme, kendimizi güvende, görülmüş ve sevildiğimizi hissettiğimiz anda başlar. Bence “Su Terapisi”nde tam olarak bu güven alanını yeniden hatırlamanın yolculuğudur.

Masaru Emoto'nun "suyun hafızası var" tezine çok atıf yapılıyor. Sizin deneyiminizde su gerçekten kaydediyor mu? Bizim duygumuzu, niyetimizi?

Hepimiz biliyoruz ki bedenimizin yüzde 70’i (yani 3/4ü) sudur. Duygularımız, yaşadığımız deneyimler ve sinir sistemimizin verdiği tepkiler bedenimizde tutuluyor. Su terapisi ise bu izlerin güvenli bir ortamda fark edilmesine aracılık ediyor. Su aynı zamanda frekansımızı yükseltiyor.

Bebeğim Atlas bana her gün duyguların ne kadar bulaşıcı olduğunu hatırlatıyor. Ben sakin olduğumda onun da daha kolay regüle olduğunu, zihnim dolu olduğunda ise bunu hemen hissedebildiğini görüyorum. Bu bana niyetimizin, enerjimizin ve duygusal halimizin ilişkilerimiz üzerinde ne kadar güçlü etkileri olduğunu yeniden öğretiyor.

 

 

Su Terapisi’nde de niyet, kişinin kendine şefkatle yaklaşabilmesinin kapısını aralıyor. Sağaltım, bastırılmış duyguların güven içinde hissedilmesine izin verildiğinde başlıyor.

- Beraber mini bir pratik de yapabiliriz hemen: Şimdi de bir bardak suyu ellerimizin arasına alalım.

Gözlerimizi kapatalım. Önce tüm nefesi boşaltalım ve burnumuzdan 4 saniye nefes alalım. Uzunca tüm nefes boşalana kadar sakince verelim. Bunu kendi hızımızda 7 kez tekrar edelim. Hatırlayalım hiçbir şey için acelemiz yok sadece keşfediyoruz.

Her nefeste bedenimizde tuttuğumuz bir duyguyu fark etmeyi deneyelim. Onu değiştirmeye çalışmadan; sadece varlığına izin verelim.

Şimdi içinizden söyleyelim:

"Kendime, bedenime ve kalbime şefkatle yaklaşmayı seçiyorum. Bana hizmet etmeyen tüm yükleri sevgiyle bırakıyor, yaşamın akışına güveniyorum. Çünkü biliyorum tüm hayat seçimlerimle şekilleniyor.”

Suyu yavaşça içerken, bedenimizin her hücresine, varoluşumuza bu huzur, güven ve sevginin yayıldığını hayal edelim.

Ve kendine sor “En son ne zamanda güvende hissetin? Güvende hissetmeye engel olan neler hangi duygular anlar olabilir?”

Kendi uyguladığınız “Water Therapy'yi en yalın haliyle anlatır mısınız? Seans havuzda mı oluyor, nasıl bir ortamda gerçekleşiyor?

Su Terapisi suyun; durağanlık, akış ve dinamik halleri ile bağlantı kurarak güven ve teslimiyet duygularını sunarak çalışır. Öncelikle kişi ile ön görüşme yapıyor, uygulamanın içeriği, amacı ve süreci hakkında tüm gerekli açıklamaları yapıyoruz ve bir onay formu rica ediyoruz. Gevşeme ve farkındalık odaklı bir çalışma olduğunu, tıbbi tedavi yerine geçmediğini bildiriyoruz. Bir gece öncesinde alkol almamış olmasını, son 2-3 saat içinde bir şey yememiş olması, kahve içmemesini rica ediyoruz.

Seanslarımız ılık suya sahip özel bir havuzda gerçekleşiyor. Uygulayıcının ayakları yere basıyor belinde ya da omuz altında olması yeterli. Bu özelliklerde deniz de olabilir elbette... Burnu için bir burun takacı ve ayaklarının batmaması suyun yüzeyinde kalması için floaterslar takıyoruz. Yani güvenli bir alan oluşturuyoruz. Çünkü sinir sistemi ancak kendini güvende hissettiğinde gevşeyebiliyor. Mindfulness nefesiyle başlayan süreçte kişi su üzerinde tamamen destekleniyor. Nazik hareketler, nefes farkındalığı ve suyun taşıyıcılığıyla beden yavaş yavaş kontrolü bırakıyor. Ona bir bebek gibi müzikler mırıldanıyor ninniler söylüyoruz.

Seanslarda suyun yüzeyinde ve ihtiyaca göre suyun altında; kişi ile derin dinleme alanında bedenine çeşitli hareketler verilir. Fiziksel bedenine ve enerji bedenine etki ederken, yaşamındaki konular vizyonlar ile açığa çıkmaya başlar. Bu süreç; bedensel, zihinsel, duygusal ve ruhsal olan bütüncül bir dönüşümdür. Burada beden, uzun zamandır tuttuğu duygusal yükleri kendi ritminde bırakmaya başlayabiliyor.

Suda yapılan tüm esnemeler ve bedene verilen hareketler dışarıda yapılandan ortalama 4 kat daha etkilidir. Yer çekimi etkisini kaybeder ve baskısını yitirir. Tüm kaslar, tendonlar gerilmeden çok daha fazla esneyebilir. Kas ve iskelet sistemi, iç organlar, omurga, vücut zarları, fasya, sinir sistemi ve dolaşım sistemi üzerinde çalışır.

Son olarak sudan yine beraberce çıktıktan sonra “topraklanma” dediğimiz enerji çalışması ile müzikler ekleyerek hem yaşamı kutsama ritüeli yapıyor hem de aura alanını temizliyor ve güçlendiriyorum. Sonunda tüm deneyimi kendine not olarak yazmasını, çizmesini rica ediyorum

Herkese 3 minik ödevim ve bir de hediyem oluyor.

1- Bol su iç

2- Kişiye özel farkındalık içeren yaşam yolu sorusu

3- Sana özel hazırladığım müzik listesini yeniden dinle

Özellikle rahim, doğum anı ve bebeklik dönemine ait travmaların suda tetiklendiği söyleniyor. Bunun nedeni amniyotik sıvıya dönüş hissi mi?

Evet, bunu hem eğitimlerimde hem de yıllardır eşlik ettiğim seanslarda gözlemliyorum. Su, sinir sistemini düzenleme kapasitesi yüksek bir ortam oluşturduğu için kişinin çok erken dönem beden kayıtlarına ve bastırılmış duygularına temas etmesini kolaylaştırabiliyor. Bunu zaman zaman görü, vizyon, ses ya da his olarak algılayabiliyor.

Bunun nedenlerinden biri, suyun bedende oluşturduğu güven ve kapsanmışlık hissidir. Anne karnındaki ilk yaşam deneyimimiz de sıvının içinde gerçekleşir. Bu nedenle su, bazı kişilerde rahim içi yaşamı, doğum sürecini ya da yaşamın ilk dönemlerine ait duyusal hafıza izlerini çağrıştırabiliyor. Özellikle doğum, ayrılık, uzun süreli stres veya erken dönem güven eksikliği gibi deneyimlerin, kişi bunları bilinçli olarak hatırlamasa bile sinir sisteminde iz bırakabildiğini gelişim psikolojisi, bağlanma kuramı ve travma alanındaki birçok çalışma da desteklemektedir.

 

 

Su Terapisi’nde amaç geçmişi yeniden yaşatmak, kişiyi ağlatmak ya da belirli bir zorluk yaşatmak değildir. Amaç, bedenin doğal iyileşme zekâsının önündeki engelleri yavaşça kaldırmaktır. Beden zaten neyi ne zaman ve ne kadar bırakacağını bilir. Dolayısıyla  gevşedikçe de bazen kişi açıklayamadığı bir hüzün hisseder, bazen ağlar, bazen sadece derin bir nefes alır bazen de kahkahalar atar.

Çok merak edilen konulardan biri aile dizimi / atalardan gelen kayıtlar... Water Therapy'de "Bu bana ait değil, aile sistemimden geliyor" dediğiniz anlar oluyor mu? Su, aile travmalarını nasıl ayrıştırıyor?

Kesinlikle böyle deneyimlerle karşılaşıyorum. Ancak bunu "mistik bir aktarım" olarak değil hem psikoloji hem de epigenetik alanındaki çalışmalar ışığında okuyucularla paylaşmayı tercih ediyorum.

Bugün biliyoruz ki ailemizden yalnızca genetik özelliklerimizi değil, stresle baş etme biçimlerimizi, ilişki kurma kalıplarımızı ve bazı biyolojik stres yanıtlarını da miras alabiliyoruz. Bunun üzerine yapılan en bilinen çalışmalardan biri, Emory Üniversitesi’nde gerçekleştirilen epigenetik fare deneyidir. Araştırmada, erkek farelere kiraz çiçeği kokusu verilirken aynı anda hafif elektrik uyarısı uygulanıyor. Bir süre sonra fareler yalnızca o kokuyu aldıklarında korku tepkisi göstermeye başlıyor. Dikkat çekici olan ise, bu farelerin yavruları ve hatta torunları da elektrik uyarısı yaşamamış olmalarına rağmen aynı kokuya karşı daha hassas ve korkulu tepki veriyor. Bu çalışma, travmatik deneyimlerin biyolojik izlerinin nesiller arasında aktarılabileceğine dair önemli bir bilimsel pencere açtı.

Ben bunu seanslarda da gözlemliyorum. Bazen danışanlar, kendi yaşam öyküleriyle açıklayamadıkları yoğun korkular, suçluluk, terk edilme ya da değersizlik duygularıyla karşılaşabiliyor. Bu duyguların kökeni kimi zaman çocukluk yaşantıları, kimi zaman aile içinde öğrenilmiş kalıplar, kimi zaman da kuşaklar boyunca taşınan stres yükleri olabiliyor.

Su Terapisi'nin burada yaptığı şey, bu yükleri suda temizlemek değil; bedenin onları güvenli bir ortamda gözlemlemesi ve yeniden regüle olmasına destek olmaktır. Çünkü travma yalnızca zihinde değil, bedende de yaşar. Mindfulness ise bu sürecin en önemli parçasıdır. Fark ettiğimiz duyguya direnmek yerine onu şefkatle karşılamayı öğreniriz. Ben gerçek sağaltımın, "Bu bana ait mi?" sorusundan çok, "Artık bunu taşımaya devam etmek istiyor muyum?" sorusuyla başladığına inanıyorum.

 

 

Mindfulness "anda kalmak" diyor, su ise sürekli akış halinde. Bu iki zıtlıkta nasıl bir birlik var?

Aslında burada bir zıtlık değil, çok derin bir uyum görüyorum. Hatta bu soru benim en sevdiğim sorulardan biri. Çünkü mindfulness ve akış hali çoğu zaman birbirine karıştırılıyor; oysa biri zihnin farkındalığını, diğeri bedenin bilgeliğini harekete geçiriyor.

Anneliğim ve Atlas’la bizi izlediğimde, mindfulness'ın bedenlenmiş bir yaşam hali – yani “embodiment” – olduğunu görüyorum. Bir bebek geçmişte yaşamıyor, geleceği planlamıyor. Acıktığında açlığını hissediyor, üzüldüğünde ağlıyor, mutlu olduğunda kahkahasını tutmuyor. Duygularını bastırmıyor; yaşıyor, tamamlıyor ve bırakıyor. Bence mindfulness'ın en saf hali tam da bu. Su da aynı bilgeliği taşıyor. Direnmiyor, savaşmıyor, tutunmuyor. Önüne çıkan engeli yok etmeye çalışmıyor; yönünü değiştiriyor ama akmayı bırakmıyor. Benim için akışın tanımı da bu. Akış, pasif bir kabulleniş değil; kontrol edemediğimiz şeylere direnmek yerine yaşamın ritmiyle uyum içinde hareket edebilme becerisidir. Direndiğimiz yerde yoruluyoruz; akabildiğimiz yerde ise dönüşüyoruz.

Biz yetişkinler ise çoğu zaman tam tersini yapıyoruz. Hissetmememiz gerektiğini düşündüğümüz duyguları bastırıyor, güçlü görünmeye çalışırken onları bedenimize emanet ediyoruz. Oysa beden unutmaz. Söylenmemiş her söz, tutulmuş her gözyaşı, bastırılmış her korku görülmeyi duyulmayı ve hissedilmeyi bekler. Olay bitmiş olabilir ama beden hâlâ bitmediğini düşünebilir. İşte bu yüzden kişi kendini sürekli tetikte, yorgun, kaygılı ya da açıklayamadığı bir yükün altında hissedebilir.

Bütüne bir soru bırakıyorum: Duyguların yeniden akmasını ister misin? Çünkü duygu, kelime anlamı olarak da hareket etmek ister. Bastırıldığında yük olur; hissedildiğinde ise dönüşür. Mindfulness ise bu sürecin sessiz tanığıdır. Duyguyu değiştirmeye çalışmaz; ona alan açar. Kişi "Ben korkuyorum” demek yerine, "Şu an bedenimde korku var ve bu da geçecek" diyebildiğinde, duygu kimliğinin bir parçası olmaktan çıkar, deneyimin bir parçasına dönüşür. İşte özgürleşme de tam burada başlar. Nefesinin derinleşmesini, kalbinin yumuşamasını ve yaşam enerjini yeniden hissetmeye başlamak ister misin?

Fiziksel olarak fibromiyalji, kronik ağrı, uykusuzluk, anksiyete gibi konularda ne gibi geri dönüşler alıyorsunuz?

Danışanlarımdan en sık aldığım geri bildirimler; bedenlerinde hafifleme hissi, daha kaliteli uyku, derin gevşeme, nefeslerinin açılması, stres seviyelerinde azalma ve bedenleriyle yeniden bağ kurabildikleri yönünde oluyor. Bazı kişiler kronik ağrılarında hafifleme, bazıları ise kaygı düzeylerinde belirgin bir rahatlama hissettiklerini paylaşıyor.

Elbette Su Terapisi tıbbi tedavinin yerine geçen bir yöntem değildir; ben her zaman gerekli durumlarda hekim ve diğer sağlık profesyonelleriyle birlikte ilerlenmesini önemserim.

Benim çalışma alanım yalnızca fiziksel gevşeme değil; buna  ezoterik ve enerjisel çalışmalar da ekliyorum. Çünkü beden, zihin ve enerji birbirinden ayrı sistemler değil, aynı yaşam alanının farklı ifadeleridir.

Kadim öğretiler, insanın aynı zamanda enerjetik bir alana sahip olduğunu ve yaşam deneyimlerinin bu alanda da izler bırakabildiğini söyler. Ben bu yaklaşımı, danışanların deneyimlerini anlamlandırmalarına yardımcı olan tamamlayıcı bir bakış açısı olarak görüyorum. Ezoterik geleneklerde su; arınmanın, dönüşümün ve duygusal hafızanın elementi olarak kabul edilir. Bu nedenle suyun içinde çalışırken yalnızca kasların gevşediğini değil, kişinin yaşam enerjisinin de daha dengeli akmaya başladığını gözlemliyorum.

Nasıl ki sinir sistemi güven hissettiğinde beden gevşiyorsa, kişi kendini sevgiyle kabul etmeye başladığında enerjisinin de daha akışkan hale geldiğini deneyimleyebiliyor. Bu durum birçok danışanda daha canlı hissetme, iç huzurun artması, sezgilerin güçlenmesi ve yaşamla yeniden bağ kurma hissi olarak ifade ediliyor.

“İnsan zihni, bedeni, duyguları ve yaşam enerjisi yeniden uyumlandığında, kişi yalnızca kendini daha iyi hissetmiyor; kendi öz frekansını, içsel dengesini ve yaşamla olan doğal bağını da yeniden hatırlıyor.”

 

 

Duygusal ve ruhsal olarak en çok ne değişiyor? Seans sonrası insanlarda gözlemlediğiniz en net dönüşüm ne oldu?

Pek çoğu ile iletişim halindeyiz ve kendilerine daha iyi bakıyorlar, gelişimleri sağlıkları ilk öncelikleri… ve bence bu, duygusal iyileşmenin en güçlü başlangıçlarından biri. En büyük dönüşüm, insanların kendilerine karşı daha samimi olmaya başlaması ve vurucu, kırıcı, yoran içsel konuşmanın azalması. İnsan önce küçük bene içindeki çocuğa güven vermeden, dışarıdaki dünyayla gerçek bir güven ilişkisi kuramıyor ve dikkati hep dışarıda oluyor, o bana şunu yaptı bunu dedi derken en düşük frekanslardan şikâyet enerjisinde kalıyor.

Seanslardan sonra en çok duyduğum cümlelerden bazıları:

"İlk kez bedenim gerçekten dinlendi ve yumuşaklığı hissettim.”

“Kontrolü ve kendimi bırakabileceğimi hiç düşünmezdim”

“Şefkat, sevgi, güven ve anneliğin sihirli gücü”

“Yeniden doğmuş gibi ve zihnimin derinlerine pencere açmak”.

“Dünyadaki tüm suyu okyanusları, ilk yaşamı, tufanları, geçmişi geleceği hissettim.”

“Sesimi duyurmak için öfkeye ve kavga etmeye gerek yok. Kendimi net ifade edebilirim. Dişiliğimi özgürce yaşayabilirim.”

Herkes Water Therapy alabilir mi? Suya karşı korkusu olan, travması olan biri için nasıl bir yol izliyorsunuz?

Keşfetmek isteyenler, korku ve travmalar ile yüzleşmek isteyenler, hayat yolculuğunda derinleşmek isteyenler, kendini bulmak, içindeki yaşamadığı duyguları fark etmek, anlam ve güven arayışı, su ile arasındaki bağı, ilişkiyi anlamak ve güçlendirmek isteyenler, teslimiyet halini deneyimlemek isteyenler, yüzmeyi, suyu sevenler ve hiç sevmeyenler…  Uygulamalardan sonra büyük cesaretle yüzmeyi öğrenen pek çok danışanım oldu çok ne mutlu ki... Bir bebeğin annesinin kucağında gevşemesi gibi, yetişkin bedeni de güven duyduğunda gevşemeye başlıyor. Su Terapisi’nde oluşturmaya çalıştığım alan tam olarak bu; kişinin hiçbir şey yapmak zorunda olmadığı, sadece olduğu haliyle kabul edildiği bir alan. Herkesin terapisi birbirinden farklı olur. Tıpkı hayatta her sahnenin, saniyenin birbirinden farklı aktığı gibi. Tüm enerji çalışmalarında hiçbir şey zorlanmaz. Çünkü gerçek dönüşüm güven içinde gerçekleşir.

Not olarak belirteyim epilepsi, panik atak, enfeksiyon, hipertansiyon, gibi bazı rahatsızlıkları ve hamilelik durumunda ise ilk trimester güvenlik açısından dışarıda tutuyoruz.

 

Son olarak 1 dakikalık mini bir "su ile niyet / nefes" pratiği verebilir misiniz?

Memnuniyetle... Eğer şu anda suyun içindeyseniz ve bedeninizi sırt üstü suya bırakabiliyorsanız, bu kısa pratiği deneyebilirsiniz ya da beraberce bulunduğumuz yerde kendimizi suyun üzerinde hayal edebiliriz.

Önce bedenimizin su tarafından taşındığını fark edelim. Hiçbir kasınızı gereksiz yere sıkmayalım. Başımız, omuzlarımız, sırtımız ve bacaklarımız suyun kucağında dinlensin.

Rahatsanız gözlerimizi kapatabiliriz.

Şimdi burnumuzdan sakin sakin 4 saniye nefes alalım. 2 saniye nefesi tutalım...

8 saniyede nefesimizi usulca bırakalım.

Her nefes verişimizde bedenimizin suya biraz daha teslim olduğunu hissedelim.

Omuzlarımız yumuşasın… Çenemiz gevşesin...

Kalbimizin etrafındaki görünmez kabuk kalksın...

Şimdi kendimize sessizce şu soruyu soralım:

"Şu anda bedenim bana hangi duyguyu göstermeye çalışıyor?"

Cevap aramadan yalnızca hissedelim.

Belki bir hüzün, belki bir özlem, belki bir korku...Belki de uzun zamandır unuttuğumuz bir huzur, neşe, sevinç, kabul ya da hayranlık…

Hangi duygu gelirse gelsin, onu değiştirmeye çalışmadan suyun üzerinde yüzen bir yaprak gibi, o duygunun da var olmasına izin verelim

Şimdi içinizden şu niyeti fısıldayalım.

"Suyun taşıdığı gibi ben de kendimi yaşamın akışına güvenle bırakıyorum. Bedenimde tuttuğum, artık bana hizmet etmeyen tüm duyguları sevgiyle fark ediyor ve yumuşaklıkla serbest bırakıyorum. Her nefeste kendime biraz daha yaklaşıyorum."

Derin dolu birkaç nefes daha alalım...ve sadece suyun bizi taşımasına izin verelim.

Çünkü bazen en büyük şifa, hiçbir şeyi değiştirmeye çalışmadan, ilk kez gerçekten taşındığımızı hissettiğimiz anda başlar.

Bitirirken kendimize şu soruyu soralım. “Peki benim için 3 kelime ile su ne demek...?” Hadi bir kâğıt kalem alıp 10 dk. kalemi kaldırmadan tüm içimizdekileri yazalım.

 

 

Zehra KILIÇ

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!