Antik Kentlerden Günümüze Uzanan Bir Hafıza: Oyun Atlası’nın Hikâyesi

Röportaj: Zehra KILIÇ

 

“Oyun Atlası’nın Tohumu Çocukluğumda Sorduğum Bir Soruda Saklıydı”

Çok seyahat eden bir ailede büyüdüğünü anlatan Gökçe Göksel, çocukluğunun büyük bölümünün müzelerde, antik kentlerde ve yollarda geçtiğini söylüyor.

Henüz beş yaşındayken ilk kez bir antik kente girdiğinde ailesinin ona eski yaşamı anlattığını belirten Göksel, o gün sorduğu tek sorunun bugün yaptığı işin temelini oluşturduğunu ifade ediyor:

“Peki burada çocuklar oyun oynuyor muydu?”

Yıllar sonra üniversitede antik kentlerde bulunan oyunlardan bahsedildiğinde çocukluğundaki bu soruya geri döndüğünü söyleyen Göksel, o andan sonra Anadolu’daki antik oyunların izini sürmeye başladığını anlatıyor.

Araştırmaları zamanla bir hobiden kültürel miras odaklı bir sosyal girişime dönüşüyor ve böylece Oyun Atlası ortaya çıkıyor.

 

 

“Taşların Üzerinde Sadece Oyun Değil, İnsan İzi Vardı”

Antik kentlerde taşlara kazınmış oyunları ilk gördüğünde hissettiği duygunun “yakınlık” olduğunu söyleyen Göksel, bu izlerin geçmişte yaşamış insanların gündelik hayatına açılan bir pencere olduğunu düşünüyor.

Özellikle ’nde hamamın içinde karşılaştığı tavla oyununun kendisini çok etkilediğini belirten Göksel’e göre oyun, geçmişte de insanları bir araya getiren sosyal bir bağ alanıydı.

Bir başka etkileyici keşif ise ’nde karşısına çıkan “Aşık Kemikleri” hikâyesi olmuş. Herodot’un anlattığına göre Lidyalılar büyük kıtlık dönemlerinde açlıkla baş etmek için oyun oynuyordu.

Göksel bu hikâyenin kendisinde bıraktığı etkiyi şöyle anlatıyor:

“Biz Lidyalıları hep parayı bulan uygarlık olarak öğrendik ama aslında oyunun bir hayatta kalma yöntemi olarak kullanıldığını da görüyoruz.”

Dernekten Sosyal Girişime Uzanan Yolculuk

Oyun Atlası ilk olarak araştırma ve gönüllülük odaklı bir yapı olarak kurulmuş. Antik oyunlar üzerine araştırmalar yapan ekip; çocuklarla atölyeler düzenliyor ve kültürel miras farkındalığı yaratmaya çalışıyormuş.

Ancak zamanla sürdürülebilir bir etki yaratabilmek için ekonomik olarak ayakta duran bir modele ihtiyaç duyduklarını fark etmişler.

Bugün girişimin geliştirdiği kültürel ürünlerden elde edilen gelir; gençlerin müzelere erişimini destekleyen öğrenme programlarına ve yeni kültürel miras projelerine aktarılıyor.

Antik Oyunlar Çağdaş Tasarımla Yeniden Hayat Buluyor

Göksel’e göre bugün oynadığımız birçok oyunun kökeni antik çağlara dayanıyor. Tavla, dokuz taş, misket ve zar kültürü gibi oyunların geçmişte farklı biçimlerde karşımıza çıktığını anlatıyor.

Oyun Atlası ise bu oyunları çağdaş bir tasarım diliyle yeniden yorumluyor. %100 GOTS sertifikalı kumaşlar üzerine aktarılan oyunlarda sürdürülebilir malzemeler kullanılıyor.

Mangala oyununda kiraz çekirdekleri, Dokuz Taş oyununda atık kahve çekirdekleri, Peçiç oyununda ise deniz kabukları tercih ediliyor.

Göksel’e göre bunun nedeni yalnızca estetik değil:

“Anadolu’daki oyun kültürüne baktığımızda insanlar elde ne varsa onunla oyun kuruyor. Biz de bu hafızayı korumaya çalışıyoruz.”

 

 

Mangala: Strateji, Aidiyet ve Hafıza

Göksel’in en çok etkilendiği oyunlardan biri ise Mangala…

2020 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne giren Mangala’nın yalnızca bir strateji oyunu olmadığını söyleyen Göksel, oyunun aidiyet ve dayanışma duygusu taşıdığını düşünüyor.

Yeniçeri kültüründe oyunda her kuyuda bırakılan taşın “baba ocağını” temsil ettiğine dair anlatılar olduğunu belirten Göksel, bu sembolizmin kendisini çok etkilediğini söylüyor.

“Kültürel Mirası Koruyorsak Dünyayı da Korumalıyız”

Sürdürülebilir üretimin Oyun Atlası’nın merkezinde yer aldığını vurgulayan Göksel, kültürel mirası korurken doğayı görmezden gelmenin büyük bir çelişki olduğunu düşünüyor.

Bu yaklaşım sayesinde Oyun Atlası, etik ve sürdürülebilir üretim yapan girişimlerin yer aldığı uluslararası platform’a kabul edilmiş.

Göksel’e göre insanların artık yalnızca ürün değil; anlam, hikâye ve bağ aradığı yeni bir dönemin içindeyiz.

Sabancı Vakfı Süreci Oyun Atlası’nı Nasıl Dönüştürdü?

Sabancı Vakfı tarafından yürütülen Fark Yaratanlar programına seçilmek, Göksel için önemli bir dönüm noktası olmuş.

Bu süreçte aldığı mentorluk desteklerinin sosyal girişim modelini güçlendirdiğini söyleyen Göksel; ürün geliştirme, kullanıcı deneyimi ve sürdürülebilir iş modeli oluşturma konusunda önemli deneyimler kazandığını anlatıyor.

Programın ardından Impact Hup İstanbul’un Impact First programına kabul edilen Oyun Atlası’nın şirketleşme süreci de burada başlamış. Bugün oyunların Sakıp Sabancı Müzesi Müze Shop’ta yer alması ise girişimin kültürel alandaki görünürlüğünü güçlendiren önemli adımlardan biri olmuş.

 

“Oyunun İzinde: Metropolis” ile Antik Kentler Bir Oyun Alanına Dönüştü

“Oyunun İzinde: Metropolis” projesiyle çocukların antik kentleri deneyimleyerek keşfetmesini amaçlayan Oyun Atlası, kültürel miras alanlarını oyunlaştırılmış öğrenme alanlarına dönüştürüyor.

 Prof. Dr. Serdar Aybek ve kazı ekibiyle birlikte geliştirilen projede çocuklar oyun kartlarıyla görevler tamamlıyor, ipuçlarını takip ediyor ve antik kent içinde keşif yapıyor.

Göksel’e göre çocukların kültürel mirasla bağ kurmasının en güçlü yolu, onları pasif dinleyiciler değil aktif keşifçiler haline getirmek.

Gençler İçin Yeni Program: “Kültürel Miras ve Oyun Öğrenme Programı”

Oyun Atlası’nın üzerinde çalıştığı yeni projelerden biri de “Kültürel Miras ve Oyun Öğrenme Programı”.

Program kapsamında 60 üniversite öğrencisi; kültürel miras, oyunlaştırma ve deneyim tasarımı üzerine eğitim alacak. Uygulama sürecinde ise gençler Türk ve İslam Eserleri Müzesi içerisinde kendi oyunlaştırılmış müze rotalarını tasarlayacak.

Başvuruların son tarihi 31 Mayıs 2026 olarak açıklanırken, programın teorik kısmı 12 Haziran’da başlayacak.

“Anadolu’da Hâlâ Keşfedilmeyi Bekleyen Çok Fazla Oyun Var”

Göksel’e göre Anadolu’nun çok katmanlı kültürel yapısı, hâlâ keşfedilmeyi bekleyen sayısız oyunu içinde barındırıyor.

Sözlü tarih çalışmaları ve halk bilimi araştırmalarının bu konuda çok önemli olduğunu söyleyen Göksel, oyunların yalnızca çocukluk anıları değil; toplumların dayanışma biçimini ve gündelik yaşamını anlatan güçlü kültürel izler olduğunu düşünüyor.

 

 

“Oyun Sadece Çocuklara Ait Bir Alan Değil”

Kadın girişimci olarak zaman zaman yaptığı işin bir “hobi” gibi görüldüğünü söyleyen Göksel, özellikle oyun kavramının yalnızca çocuklarla ilişkilendirilmesinin yorucu olabildiğini ifade ediyor.

Ancak ona göre oyun; insanların bir araya gelmesini, birlikte düşünmesini ve bağ kurmasını sağlayan evrensel bir iletişim dili.

Göksel sözlerini şu cümleyle tamamlıyor:

“Antik kentlerdeki mermerlere kazınmış izlerin bugün masamızda yaşayan bir kültürel hafızaya dönüştüğünü hayal edin.”

 

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!